Çankırı Tarihi


0

Roma İmparatorluk Dönemi (M.Ö. 6/5- M.S. 285)

Çankırı kenti hakkındaki yazılı bilgilerimiz ancak Büyük İskender’in ölümünden sonra başlar. Anadolu, Büyük İskender’in generalleri tarafından bölünmüş ve Paflagonya Bölgesi’nin ilk başkenti Gangra olmuştur.  O dönemde Paflagonya krallarının sarayı kolay savunulan Kara Tekin tepesinde bulunuyordu. Helenistik dönemde kurulmuş Paflagonya Krallığının son kralı Kastor’un oğlu Deiotaros Philadelphos’dur. Deiotaros’un M. Ö. 6 veya 5 yılındaki ölümüyle, tüm Paflagonya Bölgesi, hiç savaş olmadan Roma İmparatorluğu’na dahil olmuştur. Tüm Paflagonya aynı zamanda, başkenti Ankara olan Galatya sancağının içine girmiştir.Paflagonya kralların başkenti olduğu için, Gangra yeni Paflagonya eyaletinin idare merkezi olarak kalmış­tır.  M.Ö. 3 yılında, Paflagonya halkının, ilk Roma impara­toru Augustus’a bağlılık yeminini ilan etmek adına düzenlediği dini tören Gangra’da gerçekleştirilmiş­tir. M.S. 1. yüzyıla gelindiğinde Gangra’nın “küçük bir kasaba ve askeri bir kale” haline dönüştüğünü, metropolis yani merkez şehir unvanını, Paflagonya’nın yeni metropolisi olan Pompeiopolis’e (Taşköprü) kaptırdığını Amasyalı Strabon’dan öğrenmekteyiz. Bununla birlikte Gangra, Roma hükümetinden bir şeref ismi almıştır: Germanicopolis, yani “Germanicus’un şehri”. Bu şeref adı ikinci Roma İmparatoru Tiberius’un evlatlığı Germanicus’un isminden kaynaklanmış ve Ger­manicus’un kardeşi, üçüncü Roma imparatoru Claudius tarafından Gangra’ya verilmiştir. O zamandan itibaren Gangra ismi şehrin kalesini, Germanicopolis ise kalenin aşağısında uzanan yeni şehri adlandırmıştır.  Ancak Bizans Dönemi’ne gelindiğinde Germanicopolis adı unutulmuştur.Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi, klasik dönemlerinde de Gangra şehri komşu kentler ile mümkün olan her alanda rekabet etmiştir.  Anadolu’nun birçok şehri gibi, Gangra da kendi sikkelerini basmış ve bu sikkeleri kendi unvanlarını tanıtmak için kullanmıştır. Bu sikkelerin bazılarında archaiotate Paphlagonias yani “Paflagonya’nın en eski şehri” yazılmıştır. Böylece “Paflagonya’nın merkez şehri” unvanını taşıyan Pompeiopolis’e karşı, Gangra kendisinin Paflagonya’nın en eski, en otantik şehri olmasıyla gurur duymuştur. Gangra’nın bazı sikkelerinde ise hestia theon kelimeleri yazmaktadır, yani “tanrıların ocağı”.  Gangra şehrinin kuzey sınırında üç bin senelik yerel bir Anadolulu isim taşıyan Olgassys yani Ilgaz Dağı yer alır. Strabon’a göre zor ulaşılan Olgassys Dağı’nda, yerel tanrılara adanan çok sayıda kutsal alan bulunmaktadır.  Bu dinsel mekan­lar Olgassys / Ilgaz Dağı’nın kutsal bir özelliğini oluşturuyordu. Antik dönem dini inanışına göre tanrılar göğe en yakın mekanlarda, yani en yüksek dağların zirvelerinde yaşıyorlardı. Bu yüksek dağların arasında Olgassys’de yer alıyordu. Bir efsaneye göre Paflagonya’da gök tanrısı Zeus’un oğlu olan Tantalos isimli çok zengin, çok kuvvetli bir kral yaşıyordu ve tanrı­lar tarafından o kadar seviliyordu ki onların yemek törenle­rine davetli olarak katılıyordu. Tantalos’un katıl­dığı, tanrıların tören yemekleri Gangra’ya yakın Olgassys Dağının zirvesinde gerçekleştirili­yordu. Bundan dolayı Gangra sikkelerinin bazılarında hestia theon yani “tanrıların ocağı” yazısı yer almakta­dır. Gangra/Çankırı geçmişi efsaneler dönemine kadar dahi uzanan, Paflagonya’nın en eski şehri’dir. Birkaç efsaneye göre, Tantalos’un oğlu Pelops bütün Paflagonlu’ların atasıdır.  Karadeniz sahillerinde kurulmuş ve deniz ticaretinden dolayı daha zengin, belki de daha gelişmiş Amastris veya Sinop gibi şehirlere karşı Gangra en azından bu tarihi avantajını sikkeler üzerinde kullanmaya çalışmıştır. 

Geç Roma- Bizans Dönemi (M.S. 285-1453)

Geç Roma döneminde Gangra, önemli coğrafi konumu nedeniyle, İmparator Diocletianus (M.Ö. 245-312) tarafından oluşturulmuş yeni Paflagonya eyaletinin başkenti olmuştur. Gangra, Galatya eyaletinin başkenti Ankara’ya doğru giden önemli bir yola sahiptir. Başka bir yol ise Gangra’dan Paflagonya’nın rakip başşehri Pompeiopolis’e gitmektedir. Ayrıca, tarımsal bakımdan Gangra’nın arazileri oldukça verimli olmalıydı. Çünkü, MS. 2. yüzyılda yaşamış filolog yazar Athenaios, Deipnosophistae yani “Bilim adamları yemekte” başlıklı kitabında Gangra’nın meşhur elmalarını övmektedir. Şehre yakın olan tuz mağarası ise Bizans döneminde de işletilmektedir.  Bu avantajlardan faydalanarak Gangra Bizans döneminde eski önemini tekrar kazanarak Paflagonya’nın başşehri olmuştur. M.S. 4. yüzyılda bir piskopos kongresi Gangra’da düzenlenmiştir. Bu defa Pompeiopolis, Amastris gibi şehirler Gangra’ya bağlanmıştır. Bizans edebiyatında, hem Konsillerin piskopos listelerinde, hem de bir kaç azizin hayatında Gangra’dan sıklıkla bahsedilmektedir. Bizans hâkimiyetindeki bölge, M.S. 7. yüzyılın başında Sasani istilasına uğramıştır. Bizanslılar, İranlılara bir müddet mukavemet etmişlerdir. En sonunda İran hükümdarı Hüsrevpezir büyük bir ordu ile Diyarbakır üzerinden Anadolu’ya girerek, Pontus, Paflagonya ve Kapadokya’yı zapt ederek (M.S. 609) İstanbul’a yürümüştür. Bu suretle Anadolu ve Paflagonya İran idaresine geçmiştir.  Bizans imparatoru Heraclius (M.S. 610–641), 622’de bölgeyi tekrar ele geçirmiş, Anadolu’yu da 17 thema’ya ayırmıştır. Paflagonya bu themalardan biri olup Çankırı ve Kastamonu bölgelerini kapsamaktadır. Paflagonya thema’sının merkezi ise Gangra, yani Çankırı olmuştur.Emeviler devrinde, Halife Süleyman zamanında, Çankırı ve havalisinin halifenin kardeşi Mesmele bin Abdülmelik komutasında İstanbul’u muhasara etmek için gönderilen ordu tarafından ele geçirildiği (M.S. 715) ve M.S. 734 yılına kadar her iki taraf arasında el değiştirdiği söylenmektedir. Arapların Bizanslılar tarafından Anadolu’dan çıkarılması üzerine bölge Türk fethine kadar Bizanslıların elinde kalmıştır.Roma ve Bizans dönemlerine ait arkeolojik kalıntılara baktığımızda, İlin neredeyse tamamında küçüklü büyüklü yerleşim ve nekropol alanları ile kaya yerleşmelerine rastlanmaktadır. Barışçıl Pax Roma döneminde Roma devletine bağlı birçok koloni ve köy yerleşmesi oluşmuştur. Yapılan yüzey araştırmaları ile Müdürlüğümüzce yapılan tespit ve tescil çalışmaları sonucunda günümüze kadar 141 adet Roma, Geç Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenen arkeolojik alan tespit edilmiştir. Bu arkeolojik alanların, 66 adeti yerleşim alanı, 43 adeti nekropol alanı, 20 adeti Kaya yerleşmesi, 11 adeti kale ve 2 adeti antik yoldur.Bizans döneminde, M.S. 7. yüzyılda başlayan Sasani ve Arap akınları neticesinde, yerleşim stratejisinde değişimler meydana gelmiş ve sur duvarlarıyla çevrilmiş tepe üstü yerleşimleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan şimdiye kadar tespit edilenler; Gökçeören Kalesi, Ödek Kalesi, Gavur Kalesi, Yalakçukurören Kalesi, Müslüman Kale, Hisarcık Köyü Kalesi, Bozoğlu Kalesi, Saçak Kalesi, Kurşunlu Kalesi’dir. Bunların tamamı savunulması kolay ve ulaşılması daha zor olan, çevresine hâkim tepeler üzerinde yer almaktadır. Tamamının etrafı kuru duvar tekniğinde örülmüş taş sur duvarlarıyla çevrilmiştir. Yine Helenistik dönemde kurulan ve ondan sonraki dönemlerde de kullanımı devam eden Gangra/Çankırı Kalesi’nde de bu dönemde savunma sistemi güçlendirilmiş olmalıdır ki, o dönemlerdeki Arap kayıtlarında Hısnu’l Hadid yani Demir Kale olarak adlandırılmıştır.

Çankırı’da Türk Dönemi

Kutalmış’ın dört oğlu, Süleyman Şah liderliğinde Marmara sahillerinde Anadolu Selçuklu devletini kurduğu ve doğuda nüfus etkisini genişleterek Kilikya bölgesini fethettiği sırada, Malazgirt Savaşı’na katılmış kumandanlardan olan Danişment Gazi de Yeşilırmak ve Kızılırmak vadisini Türklere açmıştır. 1085 yılında Danişmendli Gümüştekin Malatya civarında sefer ederken onun kader arkadaşı olarak zikredilen ve Çankırı fatihi olarak şöhret kazanan Kara Tekin de bu esnada Sinop bölgesinin fethiyle meşgul olmaktaydı.Anadolu’daki Türk fütuhatı Büyük Selçuklu Devleti’nin kontrolü dışında yürümekteydi. Süleyman Şah’ın Antakya seferi esnasında Kara Tekin, Süleyman bin Numan ve Osman bin Alpin, Çankırı, Kastamonu, Sinop ve Osmancık’ı fethediyorlardı. Sultan Melikşah, kendi denetimi dışında gelişen ve Ortaçağ Türk İslam dünyasının ideal insan tipini oluşturan alp gaziler tarafından yönetilen bu faaliyeti denetim altına almak için önce Porsuk Bey ardından da Bozan Bey komutasında Anadolu’ya bir ordu göndermiştir. Aynı zamanda onları denetim altına almak için Bizans ile anlaşmaktan da çekinmemiştir. Bu durum karşısında Sinop’u ve diğer sahilleri fetheden Kara Tekin, buraları terke mecbur kalmıştır. Fethettiği Çankırı’da ölmüş ve Çankırı Kalesi’ndeki türbesine defnedilmiştir.Bu olayların geçtiği tarihten 150 yıl sonra Mevlâna İbn-i Alâ tarafından halk ağzından derlenerek kaleme alınan Danişmendnâme’de Çankırı Fatihi olan Kara Tekin önemli bir destan kahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Destanda Çankırı, Mankuriyye adıyla sıklıkla zikredilen bir şehir durumundadır. Buranın beyi Amasya yakınlarında yapılan savaşta Artuhi (Artuk Bey) tarafından öldürülür. Artuhi’nin sevgilisi olan Efrumiyye, Mankuriyye kalesinde tutuklu kalır. Efrumiyye’yi kurtarmaya giden Artuhi yolda Kara Tekin’le karşılaşır. Kara Tekin babası Müslüman annesi Hıristiyan olup, Hz. Peygamberi rüyasında görerek Müslüman olmuş biri olarak tanıtılır. Artuhi ve Kara Tekin’e Meryem isimli biri yardım eder. Onun yardımıyla kale ele geçirilir, Efrumiyye kurtarılır ve kale ateşe verilir. Fetihten önce Mankuriyye Kalesi beyi olarak anılan Amiran adında bir komutan zikredilir. Bu kişi burada öldürülür. Kale ele geçirildikten sonra Artuhi, Kara Tekin ile Meryem’i evlendirir. Kara Tekin’i de kale beyi olarak Mankuriyye’de yani Çankırı’da bırakır ve eski kale beyinin sarayını mescit yapar.Çankırı, Danişmendliler döneminde süratle Türkleşmiş ve kısa sürede Türk tahkimatının en güçlü bölgelerinden biri olmuştur. 1134 tarihinde Emir Gazi’nin ölümünün ardından Danişmendliler bir süre zaafa düşmüştür. Bizans imparatoru Ioanenos Komnenos Çankırı ve Kastamonu üzerine yürüyüp buraları kuşatmıştır. Bu kuşatmada Çankırı teslim olmuş buradaki Türkler esir edilerek İstanbul’a gönderilmiştir. Ancak imparator çekildikten sonra Türk kuvvetleri kısa zamanda buraları geri almışlardır. Bizans’ın yeniden güç topladığı bu tarihlerde bu gelişmelerin olması bölgedeki Türk varlığının iyice kökleşmiş olduğunun göstergesidir.13. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuvvetten düşmesi üzerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde bazı beylikler ortaya çıkmış ve Çankırı Candaroğul- ları’nın eline geçmiştir.Candaroğulları’nın elinde bulunan Çankırı ve Kastamonu civarının Osmanlı himayesine girdiği tarih hakkında iki görüş bulunmaktadır. Bulardan birisi I. Murad zamanında 1383 yılında, diğeri de Yıldırım Bayezid zamanında ilhak olduğudur. Ankara Savaş’ından (1402) sonra Çankırı ve Kastamonu civarı Timur tarafından Candaroğulları’na verilmiştir. Çelebi Mehmet döneminde Candaroğulları Osmanlı’ya itaatlerini bildirmiştir. Osmanlı’ya sadakatle bağlıolan Kasım Bey’in 1464 yılındaki ölümünden sonra  Çankırı, Osmanlı yönetim düzeyinde Anadolu Eyaleti’ne bağlı bir sancak haline gelmiştir. Osmanlı kaynaklarında Kengırı-Kengrı veya Kângırı-Kângrı şeklinde yazılan şehirde, II. Bayezid’in oğullarından Alemşah’ın oğlu Osman Çelebi bir müddet sancakbeyliği yapmıştır. Doğuya yapılan seferlerde menzil yeri olan Çankırı, Yavuz Sultan Selim’in saltanat mücadelesi esnasında Şehzade Ahmed’e bağlı yayalar tarafından yağmalanmış ve levend eşkıyası tarafından da tahrip edilmiştir.Çankırı’da Selçuklu Dönemine ait ayakta kalabilen tek yapı Taş Mescittir. Bu yapı 1242 yılında Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat zamanında Emir Atabey Cemalettin Ferruh tarafından yaptırılmıştır. Cemalettin Ferruh tarafından 1235 yılında yaptırılan ve Taş mescidin bitişiğindeki şifahane ise günümüzde ayakta değildir. Bir diğer yapı Candaroğlu Kasım Bey’in inşa ettirdiği İmaret Cami’dir. Ancak bu yapı 17. yüzyılda harap olmuş ve günümüzde ayakta kaldığı haliyle yeniden yaptırılmıştır. Yine Selçuklu dönemine ait olan ancak günümüze kadar çeşitli değişikliklerle gelen bir diğer yapı Kara Tekin Türbesi’dir. Osmanlı Dönemi’nde 16. yüzyılda yapılmış olan Kanuni Sultan Süleyman Cami (Ulu Cami)’den başka tespit edilen camiler, medreseler ve hamamlar gibi yapılar 18. yüzyıldan sonra inşa edilmiştir.Çankırı ilçelerinde yer alan Selçuklu ve Osmanlı dönemi yapılarına gelince bunların içinde en eskisi Şabanözü Ulu Cami’dir (Paşa Sultan Cami). Yukarı Cami olarak ta adlandırılan bu yapı 13. yüzyılda Beylikler döneminde yapımı yaygınlaşan ahşap direkli camilerdendir ve en geç 16. yüzyıla tarihlenmektedir. 17. yüzyıla gelindiğinde Çerkeş ilçesinde Sultan IV. Murad tarafından yaptırılan, IV. Murat Hamamı ve Örenköy Cami, ile Yapraklı ilçesindeki Fethiye Türbesi ve kütüphanesi ayakta kalabilen üç örneği oluşturmaktadır. İl merkezi, İlçe ve köylerde yer alan tescilli kültür varlıklarının çoğunluğu 18. ve 19. yüzyıl yapılarıdır.

Günümüzde Çankırı

Orta Anadolu’nun kuzeyinde Kızılırmak ve Batı Karadeniz havzaları içinde yer alan bir ilimiz. Çankırı toprakları 40°30’ ve 41° kuzey enlemleri ile 32°30’ ve 34° doğu boylamları arasında kalır. Çorum, Ankara, Bolu, Kırıkkale, Zonguldak ve Kastamonu illeri arasında kalır. Trafik kod numarası 18’dir.

İsminin Anlamı

Çankırı’nın târihi Hititlere dayanır. Şehri “Çangra” isimli bir Hitit beyi kurduğu için bu isimle anılmıştır. Bölgeye gelen Oğuz Türkleri bu ismi kendi dil ve lehçelerine uydurarak “Kengiri” dediler. Cumhûriyetin îlânından sonra ilin ismi Çankırı olarak değiştirilmiştir.

Fiziki Yapısı

Çankırı arâzisi dağlık bir arâzidir. Ovaları arâzinin ancak % 8’ini teşkil eder. % 64’ü dağlar ve yaylalardan ibârettir. Geri kalan % 28’i platolardır. Bu arâzinin % 2 gibi çok az kısmı ekime müsâit değildir. Arâzinin beşte biri ormanlıktır. Çankırı, dağların ve bozkırların kapladığı şirin bir ildir.

Dağları: Ilgaz Dağları Çankırı’nın kuzeyini kaplar. En yüksek tepesi 2560 metredir. Ilgaz Dağları üzerinde bulunan diğer yüksek tepeler, Çatalılgaz Tepesi (2546 m), Küçük Hacet (2311 m), Kulpi (1980 m), Altunsivrisi (1934 m), Kocadağ (1763 m) ve Bulancak (1935 m)tır.

Batısında Köroğlu ve Işık Dağları uzanır. Işık Dağının en yüksek tepesi (2015 m)dir. Ayrıca Aydos, Eldivan ve Erikli tepeleri vardır. Yaylaları azdır. Başlıcaları Karapınar, Mülayim, Dede, Sanı, Eldivan ve Aydos’tur.

Ovaları: Akarsuların etrâfında bulunur. Kızılırmak havzasındaki ova, alüvyonlu topraklarla örtülü olduğu için çok verimlidir. Her türlü ürün yetişmeye müsâittir. Devrez, Tatlıçay ve Melan çayları etrâfındaki ovalarla, Orta, Eskipazar ve Çerkeş ovaları vardır.

Akarsuları: Kızılırmak’ın en büyük kollarından olan Devrez Çayı ilin en büyük akarsuyudur. 186 kilometrelik bu çay Ilgaz ve Işık dağlarından çıkan iki kolun birleşmesiyle meydana gelir. Kızılırmak güneyden geçer ve Çankırı ilindeki uzunluğu 30 kilometredir. Diğer akarsuları, Soğanlı Çay (Melan Çayı), Çerkeş Çayı, Acı Çay ve Tatlı Çaydır.

Gölleri: Önemli bir göl yoktur. Yazın sularının çoğu kuruyan ve hayvan ve tarla sulamak için kullanılan küçük gölcükler vardır. Bunların önemli olanları Kamış, Kayı, Bulancak, Çardak, Osman, Çivi ve Sülük gölleridir.

İlçeleri

Atkaracalar

Bayramören

Çerkeş

Eldivan

Ilgaz

Kızılırmak

Korgun

Kurşunlu

Orta

Şabanözü

Yapraklı

Comments

comments


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0
Ahmet Aydoğan

0 Yorumlar

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir