Çağlardan beri birçok uygarlığın anası Mezopotamya ile Akdeniz’in arasında bulunan Antep antik çağlardan beri canlılığını ve dinamikliğini koruyan bir şehir.
İpek Yolu’nun üzerinde yer alışından ötürü de kurulduğu günden bu yana ticaret ve ekonomi için bir lokomotif görevi görüyor.
Rivayet odur ki, Gaziantep’in asıl adı Ayıntap olarak geçiyormuş. Bu isim şehre sularının gür ve bol olduğundan verilmiş. Ayın su kaynağı, pınar; tap da kuvvet anlamında kullanılıyormuş. Fakat zamanla bu isim Antep olarak değişmiş.
Kurtuluş savaşındaki kahramanlığından ötürü de şehir Gazi unvanını alarak Gaziantep olmuş.
Türkiye’nin en büyük sekizinci şehri olan Gaziantep ayrıca UNESCO tarafından “Dünya Gastronomi Şehri” olarak koruma altında.
Şahinbey Millî Mücadele Müzesi

Şahinbey Milli Mücadele Müzesi misafirlerine Kurtuluş Savaşı’nda Gaziantep direnişinin tüm yönlerini etkili bir şekilde sunmaktadır. Müze; Anteplilerin İngiliz ve Fransız işgaline karşı kahramanca yürüttüğü ve “Gazi” unvanını kazandığı savunmanın önemini ve detayını günümüz ve gelecek nesillere daha iyi aktarmak amacıyla, on iki odalı tarihi yapı ve altındaki mağarada çağdaş müzecilik anlayışıyla kurulmuştur.
Şahinbey Milli Mücadele Müzesi’nin gezi güzergâh akışı kronolojik şekilde tasarlanmış olup, karşılama bölümünden müzeye giriş yapan ziyaretçiler, tarihi binadaki sergi-sunum alanlarını, yönlendirmeleri izleyerek gezmektedirler. Sergi-sunum alanlarının ardından ise mağaralara giriş yapılmaktadır. Mağaralara girince karşımıza mekatronik heykeller ile farklı farklı kompozisyonların oluşturulduğu, dönemin anlık yaşam sahneleri çıkmaktadır. Bu sahneler ziyaretçilere hem görsel, hem de duyusal olarak çeşitli duygular yaşatmaktadır. Mağaralarda aynı zamanda milli mücadeleden önceki dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılmış alanlar da canlandırılmıştır. Örneğin sabun imalathanesi bunlardan bir tanesidir.
Canlandırmalarda çok boyutlu projeksiyon gösterileri ve ses efektleri kullanılmıştır. Müzede hedeflenen, Kurtuluş Savaşı’nda tüm Türkiye’ye gurur veren Gaziantep’in direniş destanını, mücadele ruhunu, sunum alanlarıyla, projeksiyon gösterisiyle, çeşitli dokunmatik ekranlar ile destansı bir anlatımla ziyaretçilerin beğenisine sunmaktır. Gaziantep savunmasına dair belgelerin kronolojik sırayla anlatıldığı tarihi binada, İngiliz ve Fransızlara ait silah parçaları şehir halkının kullandığı tabanca, av tüfeği, kılıç, kama, et satırı, kazma, kürek ve nacak gibi şehitlere ait birçok eşya sergilenmektedir.
Bakırcılar Çarşısı

Hanlar Bölgesi’nde yer alan Bakırcılar Çarşısı’nda kadim bir geçmişe sahip el sanatlarımızdan bakır işçiliği ürünlerin sergilendiği atölye ve çarşılar yer alıyor.
Bunlara ek olarak baharattan yemeniye birçok ürünü bu çarşıda bulmak mümkün.
Zincirli Bedesten Çarşısı

Bedestenler eskiden alışveriş hayatının nabzının attığı, ince uzun, üstü kapalı çarşılardır. Şehrimizdeki bedestenlerin sayısı daha önceki yüzyıllarda beş iken günümüzde sağlam olarak ayakta kalıp ticari fonksiyonlarını devam ettiren bedesten sayısı ikidir. Bunlar, Zincirli Bedesten ve Kemikli Bedesten‘dir.
Zincirli Bedesten: XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Darendeli Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan Zincirli Bedesten, halk arasında “Kara Basamak Bedesteni” olarak bilinir. Uzun yıllar kasaplara ev sahipliği yaptığı için Et Hali olarak da adlandırılan tarihi yapı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün yaptırdığı restorasyon çalışmaları sonrasında, genişlikleri 10-25 metrekare arasında değişen 73 dükkan ile ticari faaliyette bulunmak isteyen özellikle baharatçı ve turistik eşya satıcılarına otantik bir ortam sunmaktadır. Bedestenin beş kapısı bulunmaktadır. Güney kapısındaki dört mısralık kitabenin yazarı Kusuri’dir. Biri kuzeyden güneye, diğeri doğudan batıya uzanan ve birbiri ile kesişen iki bölümden meydana gelmektedir. Üstü kapalı ve tek katlı bir yapıdır. Daha sonraları üzerine bir kat daha yapılarak Adliye Binası olarak kullanılmışsa da 1957 yılındaki yangında bu bölüm tamamen yok olmuştur.
Kemikli Bedesten: 19. yüzyılda (1865) Müftü Hacı Osman Efendi tarafından yaptırılan bedestende 72 dükkan bulunmaktadır. Kemikli Bedesten, her biri 15 x 60 ebadında olan iki bölümden oluşmuş dikdörtgen planlı ve kesme taştan yapılmış bir yapıdır. Temel kazıları sırasında kemik bulunduğu için adına halk tarafından Kemikli Bedesten denmiş ise de asıl adı Mecidiye Bedesteni‘dir. Çatısı oval şekilde yapılmış olan bedestenin, doğu ve batı bölümlerinde ikişer girişi bulunmaktadır.
Zeugma Antik Kenti

Belkıs/Zeugma, Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 kilometre doğusunda, tepeler üzerine kurulmuş bir kenttir. Büyük İskender’in generallerinden I. Selevkos Nikator, MÖ 300’de, Büyük İskender’in, Fırat Nehri’ni geçtiği yerde, Selevkeia Euphrates ismiyle bir kent kurmuştur. Bu kentin karşısına da eşi Apama’nın adıyla ikinci bir kent kurarak, bu iki kenti bir köprüyle birbirine bağlamıştır. Kent, MÖ 31’den itibaren Roma’ya bağlanarak adı geçit-köprü anlamında “Zeugma” olarak değiştirilmiştir. Roma Dönemi’nde kent altın çağını yaşamıştır. MS 256 yılında Sasani Kralı I. Şapur, Zeugma’yı ele geçirerek yakıp yıkmıştır. Bu tarihten sonra Zeugma bir daha eski ihtişamına ulaşamamıştır.
Zeugma, özellikle Roma döneminde, sanat alanında çok ilerlemiş, zengin villaları süsleyen mozaik döşemeler dünya örnekleri ile yarışır hale gelmiştir. Bölgenin sadece bir bölümünde gerçekleştirilen kazılarda gün ışığına çıkarılan mozaikler Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Zeugma kazıları sırasında ulaşılan ve bu alanda bir “dünya rekorunu” Gaziantep’e ve Türkiye’ye kazandıran bullalar (Mühür Baskı) da Belkıs/Zeugma’yı eşsiz kılan özellikler arasındadır.
Zeugma Mozaik Müzesi

Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi sanat tarihçileri, arkeologlar aynı zamanda tarih ve kültür meraklılarının göz bebeği bir müzedir. Türkiye’yi ziyaret etmek için tek başına sebep oluşturabilecek bir zenginliğe sahiptir. Gerek bina büyüklüğü gerekse sergilenen mozaiklerin kapladığı alan bakımından dünyanın en büyük mozaik müzesi olarak bilinmektedir. Ayrıca mozaiklerin üstün bir sanat zevkini yansıtması, Geç Antik Dönem kiliselerine, Erken Süryani ve Hristiyan ikonografisine ait örnekleri barındırması müzeyi daha da çekici hale getirmektedir.
Çağımızın en önemli arkeolojik keşiflerinden olan Zeugma Antik Kenti’nden çıkartılan, toplam olarak 2 bin 500 metrekarelik alanı kaplayan ve bu dönemde sanatın ulaştığı zirve noktasının örneklerini meydana getiren mozaiklerin haricinde yine Roma Dönemi’ne ait heykeller, sütunlar ve çeşmeleri de müzede görebilmek mümkündür. Özellikle Savaş Tanrısı Ares’in bronz heykeli, müzenin asıl olarak mozaikler için ziyaret edildiğini unutturacak güzellikte olarak değerlendirilmektedir.
Zeugma Nedir?
Dicle ile birlikte, uygarlığın beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın sınırını meydana getiren Fırat Nehri, binlerce yıl boyunca bu bölgeye bereket getirmiştir. 2300 yıl önce tüm dünyayı ele geçirme hedefiyle Anadolu topraklarından geçen Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator da yerleşimini kurmak için bereketli Fırat kıyılarını seçmiş ve kente bu nehir ile kendi ismini birleştiren bir ad vermeyi uygun görmüştür: Selevkos Euphrathes M.Ö. 64 yılında Roma hâkimiyetine geçtiğinde ise ismi “köprü başı” anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiştir. Yollar kadar medeniyetler ve kültürler arasında da bir geçiş noktasında kalması ve bu özelliğini yüzyıllarca devam ettirmesi isminin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Bu avantajını Sasaniler tarafından yok edilene kadar sürdüren Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört kentinden biri unvanını elde edecek zenginliğe ulaşmayı da başarmıştır.
Mozaiklerin en görkemlilerinin keşfedildiği ve müzenin giriş katında tekrar hayat bulmuş biçimde ziyaretçilerini bekleyen Poseidon ve Euphrates villalarının tüm duvarları ve hatta tabanlarının dahi mozaik ve fresklerle süslenmiş olması kentin zenginliğinin kanıtlarıdır.
Zeugma Mozaik Müzesi “Çingene Kızı”
Müzede yer alan mozaik panoların tamamı çok büyük ustalık eseridir. Bazılarının tam 500 bin parçadan meydana getirilmiş olması yanında figürlerin gerçekçilikleri ve canlılıkları da hayranlık uyandırmaktadır. Ancak müzenin en önemli eseri bu çok büyük boyutlu panolar değil, diğerlerine göre oldukça küçük bir parça halinde keşfedilmiş olan M.S. 2’nci yüzyıl tarihli Maenad ya da daha bilinir adıyla Çingene Kızı Mozaiği‘dir. Maenad Villası’nda yemek odasının taban mozaiğinin geriye kalan tek parçasını meydana getiren figürün gözlerindeki mahzun ifade bu mozaiği müzenin en beğenilen buluntusu yapmış ve Zeugma’nın Mona Lisa’sı olarak adlandırılarak antik kentin ve müzenin simgesi haline getirmiştir.
ABD Bowlig Green State Üniversitesi’nde olduğu tespit edilen kayıp on iki parçanın Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri ile alınarak müzeye getirilmesi ile Çingene Kızı Mozaiği’nin bir bölümü daha Zeugma Mozaik Müzesi’nde ziyarete açılmıştır.
Rumkale

Rumkale, Fırat Nehri ile Merzimen Çayı’nın birleştiği, yüksek kayalarla örtülü bir tepe üzerinde konumlanmıştır.
Antik Dönem‘den günümüze kadar Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin ve Kale-i Zerrin (Altın Kale) gibi bir çok isimle adlandırılan Rumkale’deki mimari kalıntılar Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır.
Kalede bugün görülebilen yapılar arasında Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, çok sayıda yapı kalıntısı, su sarnıçları, kuyu ve hendek yer almaktadır.
Roma Dönemi’nde Hz. İsa’nın havarilerinden Yohannes’in Rumkale’ye gelip yerleşmesi ve burada Hıristiyanlık dinini yayması nedeniyle, bu yerleşim yeri Hıristiyanlık tarihinde önemli bir rol oynamaktadır. Yohannes’in, İncil’in kopyasını Rumkale’de bir mağarada sakladığı daha sonra kopyaların buradan alınıp Beyrut’a götürüldüğü anlatılmaktadır.
Ökkeşiye Hazretleri Türbesi

Gaziantep’ten Adana’ya doğru karayoluyla giderken Sakçagözü’nü geçince, Nurdağı’na ulaşmadan yolun sol tarafında uzaklarda yeşilliklerle çevrili bir tepe görülür. Bu tepede Ökkeşiye Hazretleri Türbesi’nde Kahramanmaraş ve Gaziantep bölgesinde binlerce insana adını veren Ökkeş yahut Ökkeşiye Hazretleri yatmaktadır. Ökkeşiye Hazretleri’nin sahabeden bir zat olup Gaziantep’in Müslümanlar tarafından fethinde şehit düşen beş kişiden biri olduğuna inanılmaktadır. Türbenin bulunduğu yere Ökkeşiye denmektedir. Türbe tam dağın tepesinde bulunmakta ve türbenin alt tarafındaki kuyularda ise birkaç metre derinlikte bol su bulunmaktadır.
Gaziantep Kalesi

Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir. Kale heybeti ve bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 metre yükseklikte görülebilen bir tepe üzerindedir.
Gaziantep Kalesi Yapılış Tarihi
Gaziantep Kalesi, ilk olarak Roma Dönemi‘nde höyük üzerinde bir gözetleme kulesi olarak yapılmış, bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde MS. VI. yüzyılda almıştır. Kale çapı yaklaşık 100 metre, çevresi 1200 metre olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçilerini beklemektedir.
Dülük Antik Kenti

Dülük Antik Kenti Gaziantep kent merkezinin 10 kilometre kuzeyinde yer alan, bilinen ilk yerleşimi 600 bin yıl öncesine tarihlenen Dülük, “Antik Kent” ve “Kutsal Alan” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Antik yerleşim, Dülük Köyü’nün kuzey bitişiğindeki Keber Tepesi ve çevresinde toprak altındadır. Kutsal alan ise Dülük Köyü’nün yaklaşık 3 kilometre kuzeyinde, Dülük Baba Tepesi‘nde yer almaktadır.
Dülük Mitras Tapınağı, Gaziantep Arkeoloji Müzesi ile Almanya Münster Üniversitesi’nin katılımlı kazıları sonucunda 1997-1998 yıllarında ortaya çıkarılmıştır. Anadolu’da bulunan Mitras Yeraltı Tapınağı’nın ilkidir. Şehitkamil Belediyesi ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi koordinatörlüğünde Mitras Tapınağı düzenlenmiş, aydınlatma sağlanarak gezi yolları oluşturulmuştur. Keber Tepesi’nin karşı sırtları, antik yerleşmenin nekropol (mezarlık) alanıdır. Burada çok sayıda kayaya oyulmuş oda mezarları mevcuttur. Mezarların içerisinde, dini ve mitolojik konulu kabartmaları olan lahitler bulunmaktadır.
Dülük’te Keber Tepesi’nde yapılan bilimsel kazılarda Alt Paleotik Dönem‘e ait çakmaktaşı aletler ve bu aletlerin yapıldığı atölyeler bulunmuştur. Aynı dönemde barınma için kullanılan “Şarklı Mağara”da M.Ö. 600 bin yıllarına tarihlenmektedir. Bizans Dönemi‘nde Dülük Kenti, Hititler’den beri süregelen kutsal şehir konumunu Başpiskoposlukla devam ettirmiştir. İslam akınları sonrasında oldukça tahrip olmuş, Başpiskoposluğun 7’inci yüzyılda Zeugma’ya taşınmasıyla birlikte dini merkez konumunu kaybetmiştir.
Şahinbey Milli Mücadele Müzesi

Şahinbey Milli Mücadele Müzesi misafirlerine Kurtuluş Savaşı’nda Gaziantep direnişinin tüm yönlerini etkili bir şekilde sunmaktadır. Müze; Anteplilerin İngiliz ve Fransız işgaline karşı kahramanca yürüttüğü ve “Gazi” unvanını kazandığı savunmanın önemini ve detayını günümüz ve gelecek nesillere daha iyi aktarmak amacıyla, on iki odalı tarihi yapı ve altındaki mağarada çağdaş müzecilik anlayışıyla kurulmuştur.
Şahinbey Milli Mücadele Müzesi’nin gezi güzergâh akışı kronolojik şekilde tasarlanmış olup, karşılama bölümünden müzeye giriş yapan ziyaretçiler, tarihi binadaki sergi-sunum alanlarını, yönlendirmeleri izleyerek gezmektedirler. Sergi-sunum alanlarının ardından ise mağaralara giriş yapılmaktadır. Mağaralara girince karşımıza mekatronik heykeller ile farklı farklı kompozisyonların oluşturulduğu, dönemin anlık yaşam sahneleri çıkmaktadır. Bu sahneler ziyaretçilere hem görsel, hem de duyusal olarak çeşitli duygular yaşatmaktadır. Mağaralarda aynı zamanda milli mücadeleden önceki dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılmış alanlar da canlandırılmıştır. Örneğin sabun imalathanesi bunlardan bir tanesidir.
Canlandırmalarda çok boyutlu projeksiyon gösterileri ve ses efektleri kullanılmıştır. Müzede hedeflenen, Kurtuluş Savaşı’nda tüm Türkiye’ye gurur veren Gaziantep’in direniş destanını, mücadele ruhunu, sunum alanlarıyla, projeksiyon gösterisiyle, çeşitli dokunmatik ekranlar ile destansı bir anlatımla ziyaretçilerin beğenisine sunmaktır. Gaziantep savunmasına dair belgelerin kronolojik sırayla anlatıldığı tarihi binada, İngiliz ve Fransızlara ait silah parçaları şehir halkının kullandığı tabanca, av tüfeği, kılıç, kama, et satırı, kazma, kürek ve nacak gibi şehitlere ait birçok eşya sergilenmektedir.
Tarihi Antep Evleri

Tarihi Antep Evleri, yüksek duvarlar arkasında, dış mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış, avluya dönük yapılardır. Antep evleri genellikle iki katlıdır. Bölgede taş kullanımının yaygın olması nedeniyle evlerin yapımında havara taşı (yumuşak kalker), topak taşı, keymıh (sert kalker), minare kayası, bazalt (karataş), beyaz mermer, kırmızı mermer ve doğadan toplanan bazı renkli taş cinsleri kullanılmıştır. Kullanılan taş cinslerinin, evleri dayanıklı kılmasının yanında diğer bir özelliği, yazları serin, kış aylarında ise sıcak tutmasıdır. İklimsel etkiler ve yaşayış tarzı mimaride iç avlu anlayışı hakimdir. Evlerdeki avlulara, yaşantının büyük bölümünün burada geçmesi nedeniyle “hayat” denilmektedir. Mahremiyeti sağlamak için zemin katlarda sokağa bakan pencere açılmaması da hayat denilen mekanları vazgeçilmez kılmıştır. Hayatın kenarlarında çoğu zaman çiçeklikler, merdiven altında ya da avlu kenarında gizlenmiş kuyu ve ortasında “Ganne” adı verilen havuz bulunmaktadır.
Evin üst katlarına genellikle dıştan merdivenlerle ulaşılır. Sofa etrafında sıralanmış çoğu zaman eyvanlı odalar yer alır. Yörede eyvan adı verilen bu bölümün üst tarafı kapalı olup, ön yüzü avluya bakar. Sıcak yaz günlerinde gölgeli bir mekandır. Odalardan bina dışına da yansıyan, merdivenlerle çatı arasına çıkılan bölümler vardır. Önceleri toprak çatı olan mekanlar, daha sonra yerlerini alaturka kiremite (yörede bardak denir) bırakmıştır. Çatı altları havalandırmanın iyi olması nedeniyle kiler (hazna) olarak da kullanılmaktadır. Genelde tavanlar ahşap kirişlemeler üzerine kaplama ile geçilirken bir kısmında da bağdadi sıvaya uygulanmıştır. Bunların üzerine boya ve resimlerle, tavan süslemeleri yapılmıştır. Üst katlarda, yola bakan büyük kafes pencereler bulunmaktadır. Tüm pencerelerin üzerinde ışık ve hava sağlayan kuş tagası vardır. Pencereler hava ve ışık ihtiyacını karşılamanın yanı sıra, görsel açıdan da binaların süsü konumundadır.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi

Gaziantep Arkeoloji Müzesi İstasyon Caddesi üzerinde bulunmakta olup, arkeolojik kazılarla ve satın alma yöntemiyle oluşturulan ilgi çekici ve zengin bir koleksiyona sahiptir. Alt Paleolitik Dönem‘den günümüze kadar kesintisiz iskân gören Gaziantep’te müze kurma çalışmalarının tarihi 1944 yılına dayanmaktadır. 1969 yılında İstasyon Caddesi üzerinde bulunan Arkeoloji Müzesi’nin teşhir ve tanzimi yapılarak hizmete açılmıştır. Müzenin eser yönünden zenginleşmesi ve Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan mozaiklerin de bir dönem Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmesiyle mekân yetersizliği ortaya çıkmış, 2011 yılında mozaiklerin Zeugma Mozaik Müzesi’ne taşınmasıyla Gaziantep Arkeoloji Müzesi Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeniden projelendirilerek çağdaş müzecilik anlayışına uygun, birçok yenilikler ve modern sergileme yöntemleri kullanılıp, teşhir alanları genişletilerek 18 Mayıs 2017 tarihinde yeniden ziyaretçilere açılmıştır.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde Alt Paleolitik Dönem’den Cumhuriyet Dönemi‘ne kadar olan sergileme üniteleriyle ziyaretçileri adeta geçmişten günümüze tarihsel bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu yolculuk zemin kattan başlayıp, tarihsel dönemlerin sıralanışına göre Cumhuriyet Dönemi’ne kadar uzanmaktadır. Zemin katta duvarlarda Gaziantep’in geçirdiği tarihsel dönemler ve Gaziantep’in tarihteki isimleri görsel olarak ziyaretçilere sunulmaktadır.
Jeolojik Dönem fosil ve kayaçları ile başlayan teşhir, Gaziantep’in Doğa Tarihi ve Alt Paleolitik dönemin özelliklerinin çarpıcı bir şekilde teşhiri ile devam etmektedir. Nesli tükenmiş olan Maraş Fili’nin eldeki iskeletleri de müzede sergilenmektedir. Paleolitik Dönem ünitesinin hemen yanında tarihin en önemli devirlerinden biri olan ve insanlık tarihine yön veren Neolitik Dönem‘e ait taş heykel teşhiri ile devam etmektedir.
Gaziantep’in Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı’nı temsil eden bölümde arkeolojik kazılarla ele geçirilen Şaraga, Sakçagözü, Gedikli, Tilmen, Zincirli ve Sam buluntuları sergilenmektedir. Eski Tunç Çağı’na ait bir mezar canlandırılarak buluntuları ile beraber teşhir edilmiştir. Gaziantep’te en önemli dönemlerden biri olan Geç Hitit Dönemi buluntuları müzenin zemin katında, ziyaretçilere dönemin özellikleriyle yansıtılmaktadır. Karkamış Antik Kenti buluntuları da burada sergilenmektedir. Bu bölümde Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen ortostatların replikası yapılarak Geç Hitit Dönemi’nin saray yapısı teşhir edilmiştir. Ayrıca bu bölümde Anadolu/Kuzey Suriye kökenli bir yapı türü olan ve Demir Çağı’nda Anadolu, Suriye, Filistin, Batı İran ve Mezopotamya’da kamusal mimarlıkta yaygın olarak kullanılan Bit Hilani plan tipi, mimari anlayışın özellikleri gözler önüne serilmektedir.
Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nin birinci katında Anadolu uygarlıkları, damga ve silindir mühürler, Dülük Antik Kenti ve taş eserler, Demir Çağı, Pers Dönemi, Kommagene Krallığı ve takılar sergilenmektedir. Müzenin zemin katında Gaziantep’in Klasik/Hellenistik ve Roma Dönemi’nin önemli buluntuları, kireç taşından yapılmış heykeller, mezar stelleri, Roma Dönemi‘ne ait bir aile mezar odası da teşhir edilmektedir.
Zeugma Antik Kenti kazılarında bulunan, Zeugma kil mühür baskılarının bir bölümü, sikkeler, Gaziantep İslam Dönemi ve Osmanlı Dönemi‘nde ele geçen buluntular da burada sergilenmektedir. Müzenin bahçesinde ise Hitit ve Geç Hitit Dönemi’ne ait bazalt taştan kabartma steller, mezar taşları, Roma Dönemi lâhitleri, çeşitli yapılara ait taş mimari eser parçaları bulunmaktadır.
Yesemek Açık Hava Müzesi

Yesemek M.Ö.II’nci binin dördüncü çeyreği ile M.Ö.8’inci yüzyıl arasında, Yakın Doğu‘nun en büyük taş ocağı ve heykel işleme atölyesiydi. İslahiye İlçesi’nin 22 kilometre güneydoğusunda bulunan Yesemek Köyü‘nün Karatepe sırtlarında yer almaktadır. Yerli halk Hurriler‘in çalıştığı atölye, bölgenin Hitit hakimiyeti altına girdiği, M.Ö.1375-1335 yılları arasında, İmparator I. Şuppiluma zamanında işletmeye açılmıştır. Bir ara faaliyeti zayıflayan atölyede Geç Hitit Krallıkları zamanında çalışmalar tekrar yoğunlaşmıştır. Yeni dönemde özellikle Hitit, Suriye, Arami ve Asur sanat unsurları ağırlık kazanmıştır. Oriantalizm adıyla anılan bu üslup, batıda gelişmeye başlayan Ege kültürlerini etkileyerek Yunan sanatının çekirdeğini oluşturmuştur.
M.Ö VIII. yüzyılın son çeyreğinde Asurlular’ca, faaliyetine son verildiği ve ustalarının Asur’a götürüldüğü bilinen atölyede, her şey olduğu gibi kalmış ve 1890 yılına kadar zaman donmuş gibidir. Üç yüzün üzerindeki yontu taslağının toprak altından çıkarılıp belli bir düzende sergilendiği Yesemek Açık Hava Müzesi’nde taslakların büyük çoğunluğunu kapı aslanları oluşturmaktadır. Sfenksler, kapı aslanları, oturan aslanlar, kanatlı aslanlar, Amanos Dağları‘nı temsil eden Dağ Tanrısı kabartmaları, savaş sahnesi kabartmaları ve mimari parçaların kendi doğal ortamlarında sergilendiği alan, Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından çevre düzenlemesi yapılarak açık hava müzesi haline getirilmiştir.
Sonuç olarak büyük bir organizasyonla işletildiği anlaşılan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi, taşların ocaktan kesilmesi, yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadar ki evrelerin teker teker örnekleriyle görülebileceği dünyada başka bir benzeri olmayan bir heykel okulu niteliğindedir. O dönemde bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltıraş sayısına, günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen ulaşmak mümkün olamamıştır. Bu durum o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdikleri önemin büyüklüğünü göstermektedir.
İslam Bilim Tarihi Müzesi

Gaziantep Şahinbey Belediyesi tarafından yaptırılan İslam Bilim Tarihi Müzesi, İslam kültür coğrafyasındaki bilimsel faaliyetleri, icatları ve keşifleri, alanında birçok ilki ve yeniliği barındıran bir müzecilik anlayışıyla ziyaretçileriyle buluşmaktadır. Müzede astronomi, coğrafya, denizcilik, fizik-mekanik, tıp ve kimya alanlarında Müslüman bilim adamları tarafından gerçekleştirilmiş bilim ve teknik tarihinde büyük çığır açan çalışmalar yer almaktadır. Kadim uygarlıkların bu alanlarda ortaya koydukları eserler ile Müslüman bilim adamlarının yaklaşımına dikkat çekmek amacıyla müzede farklı bir tasarım ve içerik uygulamasına gidilmiştir. Müze ziyaretçisinin bu döneme ait ortamı deneyimlemesi istenmiş ve mekân bu doğrultuda tasarlanıp çeşitli interaktif uygulamalarla zenginleştirilmiştir.
İslam medeniyetinin binlerce yıllık bilim ve teknik tarihindeki rolünün anlatıldığı İslam Bilim Tarihi Müzesi, ziyaretçilerini Müslüman Bilim adamları tarafından yapılan ve günümüze küçük değişikliklerle ulaşmış birçok icat ve keşif eşliğinde tarihte bir yolculuğa çıkarmaktadır.
Hışva Han

Hışva (Pamuk Kozası) Han olarak da bilinen Lala Mustafa Paşa Hanı’nın, ne zaman yapıldığını gösteren bir kitabesi bulunmamaktadır. Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığını gösteren Vakfiyeler ve Şer’i Mahkeme sicilleri mevcuttur. Vakfiyesinin tarihi (Hicri 985) 1577 olup, 1563-1577 yılları arasında Lala Mustafa Paşa’nın Halep ve Şam Beylerbeyliği görevinde bulunduğu yıllarda yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Tek katlı hanlar gurubuna giren yapı Gaziantep’in en eski hanıdır. Gaziantep Kalesi eteklerinde yer alan han, batısındaki hamam, Susamhane, doğusunda şimdi mevcut olmayan Bedesten ve Mir-i Miran Mescidi ile birlikte bir külliye (Lala Mustafa Paşa Külliyesi) durumundaydı. Hanın kuzey cephesinde yola açılan hacimlerin dükkan olarak, iç bölümde ise avluya açılan odaların yolcuların konaklamaları amacıyla, revaka açılan mekanların ise depo ve ahır olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Yapının inşaatında siyah ve beyaz kesme taş kullanılmıştır. Örtü sistemi, taş konstrüksiyonlu tonozlar biçimindedir. Oldukça sade inşa edilen handa tek süsleme cümle kapısındadır. Kapı, zeminden itibaren siyah ve beyaz taşlarla inşa edilmiştir. Kültür Yolu üzerinde yer alan ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen Hışva Han, Tarihi Kentler Birliği (TKB) tarafından düzenlenen “Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışmasında” 15. Yıl Özel Ödülü’nü 2014 yılında almıştır. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restore edilen Hışva Han, 2016 yılı Ağustos ayında otel-restaurant-dükkan olarak hizmete girmiştir.
Gaziantep Hayvanat Bahçesi

1998 yılında yapımına başlanıp, 2001 yılında tamamlanılan Hayvanat Bahçesi Türkiye’nin en büyük doğal hayatı koruma alanıdır. Doğal hayatı koruma alanı içerisinde idari bina, kafeterya, maymun evi, 21 bölümlü akvaryum, fok gösteri merkezi, deve-lama evi, at evi, kanguru evi, deve kuşu evi, kanatlılar için kuş kafesi inşaa edilmiştir. Ayrıca, aslan, kaplan vb. yırtıcı hayvanlar için büyük kafesler, yaban keçileri, yaban koyunları, geyikler, ceylanlar vb. için kışlık barınaklar yapılmıştır. İçinde yüzlerce kuş türünün bulunduğu kuş kafesi 400 metrekare alana sahip olup, 30 m.metre yüksekliğinde, hayvanların her mevsim içerisinde rahatlıkla uçabilecekleri şekilde dizayn edilmiştir. Tropik ortamda yaşayan kuşlar için kışın ısıtılan kapalı bölümlerin bulunduğu kuş kafesinde 90 cins ve 4000 adet hayvan bulunmaktadır.
Deniz ve tatlı su canlılarının bulunduğu akvaryum bölümü 1200 metrekarelik alanda, 450 ton su kapasitelidir. Akvaryumda 82 tür ve 3250 adet balık bulunmaktadır. Sürüngen evinde bulunan yılanlar ve timsahlar kışın alttan ısıtmalı bölümlerde muhafaza edilmektedir.
Hayvanat Bahçesi’nde Türkiye’nin ilk safari parkının açılışı 2015 yılı 23 Nisan’da yapılmıştır. Safari parkı yaklaşık 200 Dönümlük bir arazi üzerine inşa edilmiş içerisinde; kızıl geyikler, alageyikler, benekli geyikler, ceylanlar, karacalar, dağ keçileri, tiftik keçileri, kamerun koyunları, maymunlar, haflinger ve midilliler, kangurular. Tibet öküzleri, mandalar, develer, kangurular, lamalar, devekuşları, tavus kuşları vb. birbiri ile bir arada yaşayabilen 25 farklı türde toplam 257 adet hayvan ile yaklaşık 50 farklı türde 500 adet kanatlı hayvan bulunmakta olup ayrıca hayvanların yaşamlarını ikame edecek yemlikleri, suluklar hayvanların serinlemesi için iki adet doğal gölet bulunmaktadır. Yapılan bu Safari Parkta, hayvanlar doğal ortamlarında Serbest olarak bulunurken insanlar gezi aracı içerisinde hayvanları yakından görme ve tanıma imkanını bire bir yaşamaktadırlar.
Gaziantep Hayvanat Bahçesi içerisine 2017 yılı 23 Nisanda 700 metrekarelik alan inşa edilen Zooloji ve Doğa Müzesi ziyaretçilerin gösterisine açılmıştır. Müzede yurt içi ve yurt dışındaki hayvanat bahçelerinde fizyolojik ömürlerini tamamladıktan sonra tahnit edilen yaklaşık 50 Türde 120 kemikli hayvan ile 128 Türde 427 adet kanatlı bulundurmaktadır. Yine müzede kavanozlar içerisinde formhalide edilmiş değişik türlerde 80 adet sürüngen hayvan, 22 türde 78 adet deniz canlıları ile M.Ö.1700 Yıllarında yaşamış 7 adet dev Mammuthus ,Dimetrodon ,Machairodus ,Gorilla ,Rhinoceros ,T-rex Skull Kafa ,Dorudon İskeletleri sergilenmektedir.
Gaziantep Hayvanat Bahçesi içerisinde düzenlenen tren ve nostaljik fayton turları ile ziyaretçiler hayvanat bahçesinin tamamını kolaylıkla gezme fırsatı bulmaktadırlar. Hayvanat bahçesi yaklaşık 325 tür ve 7100 canlıyla sadece Gaziantep’e değil tüm bölgeye ve Türkiye’ye hizmet vermektedir.
Gaziantep Hamam Müzesi

Gaziantep Hamam Müzesi Osmanlı hamam mimarisi ve kültürünün en güzel örneklerinden birisi olan yapı, Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliyenin hamam bölümü olarak hizmet vermiştir. Vakfiyesine göre 1577 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Paşa Hamamı olarak uzun yıllar hizmet veren yapı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından 2015 yılında restorasyonu tamamlanarak, Gaziantep hamam kültürünün yaşatıldığı bir müze haline dönüştürülmüştür. Aslına sadık kalınarak teşhir edilen hamamda; soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümleri, Haluk Perk koleksiyonundan hamam araç ve gereçleri, hamam adetleri, bal mumu heykeller ve maketlerle canlandırılmıştır.
Bayazhan

Osmanlı Mimarisi’ne ait önemli eserler arasında yeralan Bayazhan, 1909 yılında tütün tüccarı Bayaz Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. 3 katlı, geniş bir avlu ve bu avlunun çevresinde inşa edilmiş çok sayıda odası bulunan Bayazhan, 1922 yılında Amil Müslüm Efendi tarafından satın alınarak rakı imalathanesine dönüştürülmüştür. 1930 yılında Tekel’in satın aldığı Bayazhan’ı, kapılarına kilit vurulmuşken Gaziantep Büyükşehir Belediyesi satın alarak restorasyon çalışmalarına başlamıştır. Hanın üst bölümü günümüzde Gaziantep’in tarihi, turistik yerleri, doğal güzellikleri, ekonomisi, el sanatları ve mutfak kültürü gibi kültürel zenginlikleri ile vurgulandığı Bayazhan Kent Müzesi olarak hizmet vermektedir. Alt katta ise şehrin en popüler restaurant, cafe pub, ocakbaşı ve hediyelik eşya mağazalarından oluşan bir işletmedir.


0 Yorumlar