Edirne’de Gezilecek Yerler


0

Selimiye Camii gibi dünya genelinde kabul görmüş bir esere ev sahipliği yapan Edirne’de muhteşem bir tarih sizi bekliyor. Bu küçük ama tarih dolu şehrin en önemli değerlerini keşfetmek isterseniz Edirne’nin tarihi yerleri hakkında hazırladığımız listemiz tam size göre.

SAATLİ MEDRESE

Saatli Medrese, II. Murat tarafından 1437-1447 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Tek katlı bir planla inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in bu medresede eğitim aldığına dair bilgiler bulunmaktadır. Medresenin inşasında kesme taşlar kullanılmıştır.

PEYKLER MEDRESESİ

Üç Şerefeli Cami’nin kuzeybatısında yer alır. Diğer adı Medrese-i Cedide’dir. Medrese 19 hücre ve biri açık eyvan, biri kapalı iki dershaneden oluşmaktadır. Revakları taşıyan sütunlar, avlu etrafında mermer, başlıkları bileziksiz ve baklavalıdır. Sütunların arası eşit olmayıp yerine göre yapılmış, kemer geçişleri de bu duruma uydurulmuştur. Bu yüzden sivri gibi görülen kırık kemerlerin yüksekliği, en dar olanlarında bile açıklıkların yarısı kadar bile yoktur. Yapının girişe bakan revağı Bursa kemerlidir. Revak üstü tavanlı, boylu boyunca tonoz örtülüdür. Hücrelerden 16’sı kubbeli, 3’ü çapraz tonozludur. Hücrelerin birer kapısı ve bir revağı ile ikisi dışarı açılmak üzere üçer penceresi bulunur. Bazı hücrelerde ocak bulunur. Dershaneler kubbe örtülüdür. Yapının giriş kubbesi 10 dilime bölünmüş ve tepeye on parçalı bir yıldız yerleştirilmiştir. Binanın kasnakları ve silmeleri kesme taşla yapılmıştır. Kubbe kasnağı sağırdır. Yalnız eyvan ve kapalı dershane kornişlerinde süsleme vardır. Çok harap olduktan sonra 1968 yılında restore edilen yapının özgün olduğu söylenebilecek tek öğesi, yivli yarım kubbe ile örtülü taç kapı nişi ve giriş üzerindeki kubbeyi, pandantiflerini de içererek süsleyen mukarnas bezemesidir.

SELİMİYE CAMİ

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” şeklinde tanımladığı Selimiye Camii, Edirne’deki tarihi yerler arasında öncelikle görülmesi gereken eserlerin başında gelmektedir. Cami, 16. yüzyılda yaşamış en önemli mimarlardan Mimar Sinan tarafından, Sultan II. Selim’in emriyle 1566-1574 yılları arasında inşa edilmiştir. Avrupa üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’na adım atan ziyaretçiler için caminin ihtişamı, ziyaretçileri etkileme noktasında çok önemli bir rol üstlenmiştir.
Caminin mimari yapısından bahsedecek olursak tek kubbe etrafında incecik arz-ı endam eden 4 minareye sahiptir. Bu ince tasarım, onları dünyanın en yüksek minareleriymiş gibi gösterişli bir hale sokmaktadır. 190 metreye 130 metre boyutlarında bir alanda inşa edilmiştir. İç süslemelerde ise dönemin en ünlü eserlerinden olan İznik çinileri kullanılmıştır. Cami, iki medrese, Selimiye Arastası ismi verilen kapalı çarşı, saat kulesi, çok sayıda avlu ve bir kütüphaneden oluşan devasa bir külliyenin bir parçası olarak inşa edilmiştir.
Camide bulunan 999 pencerenin Allah’ın mükkemmelliğini simgelediği düşünülmektedir. Camide bunun dışında birçok simgesel değerler yer almaktadır: Pencerelerin 5 kademeli oluşu İslam’ın 5 şartını, 32 metre çapındaki kubbe İslam’ın 32 farzını temsil etmektedir. 4 kürsü 4 mezhebi, 6 yollu minareler İman’ın 6 şartını, minarelerdeki toplam 12 şerefe ise namazdaki 12 farza işaret etmektedir.
Sinan’ın cami için Sarı Tepe’yi seçmiş olması ise bir tesadüften öte, onun ne kadar büyük bir bilim insanı olduğunu bizlere göstermektedir. Caminin inşasından 50 yıl önce kendisi buraya bir su sarnıcı inşa ettiği için bölgenin jeolojik özelliklerini yakından biliyordu. Ana kaya yüzeyinden 20 metre aşağıda olması ise burasını deprem bölgesi olan Edirne içinde inşaat için en güvenli kara parçalarından biri haline getirmiştir.
Külliye içinde yer alan Dar’ül Kurra isimli medrese zaman içinde şehir müzesi, ofis, öğrenci yurdu, depo gibi çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. 1936 senesinde etnografya müzesi olarak değerlendirilmeye başlanan bölüm, 1971 senesinden bu yana Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne ev sahipliği yapmaktadır.
Neden gitmeliyim? Selimiye Camii, Mimar Sinan’ın en önemli eseri ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki cami mimarisinin doruk noktası olarak kabul edildiği için Edirne’ye gelen herkesin mutlaka gördüğü bir tarihi eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Edirne’nin siluetine tam anlamıyla uyum sağlayan bir yapı olması sayesinde, burası Edirne’nin sembollerinden biri olmayı başarmıştır.
Selimiye Camii Efsanesi; Selimiye Camii hakkında çok çeşitli efsaneler bulunmaktadır. Camide bulunan ters lale motifi ise bu efsanelere en çok konu olan özelliğidir. En bilinen efsaneye göre caminin inşa edildiği arsanın sahibi oldukça inatçı biriydi. Güç bela bir şekilde arsasını inşaat için vermeye ikna edilmiştir ve kendisi laleleri çok sevmekte, çok bir lale bahçesine ev sahipliği yapmaktaydı. Mimar Sinan da arsa sahibinin inatçılığını simgelemesi için camiye ters lale motifini yerleştirmiştir.

ESKİ CAMİ

Ulu Camii olarak da bilinen Eski Camii, Edirne’nin en büyüleyici tarihi yapılarından biridir. Şehrin merkezinde inşa edilmiş olan Üç Sultan Camisi’nin en eski olanıdır. Cami, 1403 senesinde I. Bayezid’in oğlu Emir Süleyman Çelebi’nin emri üzerine inşa edilmiştir. İlk olarak bir cuma camisi olarak inşa edilmiş, “Eski Camii” ismini ise Üç Şerefeli Camii’nin inşa edilmesinin ardından almıştır. Selimiye Camii kadar dikkat çekmese de duvarları etrafında, hat sanatıyla işlenmiş “Allah” ve “Muhammed” yazıları başta olmak üzere önemli anlamlara sahip olan yazılar ve semboller burasını manevi açıdan etkileyici bir yer haline getirmektedir.
Eski Camii’nin mimari özellikleri hakkında konuşacak olursak, ilk göze çarpan şeyin kubbe yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı mimarisinde camilerin genelinde büyük tek bir kubbe bulunurken, Eski Camii’de daha küçük hacimli 9 adet kubbe çatıyı kapamaktadır. Cami, genel anlamda Bursa‘daki Ulu Camii örnek alınarak inşa edilmiştir.
Cami, 1749 senesinde çıkan yangında ve 1752 senesinde yaşanan depremde ciddi hasarlar almıştır. Cami, genel olarak bugünkü halini 1965 senesinde gerçekleştirilen onarımdan sonra almıştır. Yıllar içinde camide pek çok değişiklik yapılmış ve cami birçok restorasyon çalışmasından geçirilmiştir. Bu çalışmaların sonuncusu ise 2008-2009 yılları arasında Edirne İl Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmiştir.

ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ

Edirne’nin camileri içinde görülmesi gereken önemli duraklardan bir diğeri de Üç Şerefeli Cami’dir. Burası 1433-1447 yılları arasında Osmanlı sultanlarından II. Murad’ın emri ile yaptırılmıştır. Cami adını, 67,62 metre yüksekliğe sahip olan üç şerefeli minaresinden almaktadır. Minaresindeki taş işçiliği ise oldukça özeldir ve üzerindeki şekillerden ötürü cami “Burmalı Cami” olarak da anılmaktadır.
6 dayanak üzerine oturtulmuş 24 metre çapında büyük bir kubbe, o döneme kadar hiç yapılmamış bir cami planının örneği olmuştur. Bu planın amacı, enine genişleyen bir yapı ortaya çıkararak, daha fazla kişinin eş zamanlı olarak ibadet etmesine olanak tanımaktadır. Osmanlı döneminde görülmemiş revaklı avlu örneği de gene ilk olarak Üç Şerefeli Cami’de görülmektedir.

MURADİYE CAMİ

Muradiye Camii, yapıya adını veren II. Murad’ın emriyle 1426-1436 yılları arasında inşa edilmiştir. Mescidin duvarını ve mihrabını süsleyen muhteşem çinileri, yapıyı Edirne’deki diğer camilerden ayırmaktadır. Caminin inşa edilmesinin sebebinin II. Murad’ın Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi görmesi olduğu rivayet edilmektedir. Yapı ilk olarak Mevlevi tarikatının mensupları için bir yaşam alanı olarak inşa edilmiş ve daha sonra yapılan değişikliklerle camiye dönüştürülmüştür.
Cami, mimari açıdan Bursa’daki Yeşil Cami’yi andırmaktadır. Cami, T biçimli bir plana göre inşa edilmiştir. Öne beş bölmeli iki revak ve iki yanında kubbelerle örtülmüş iki eyvan karşılamaktadır. Kubbenin üstündeki gözü ise ne yazık ki günümüze kadar ulaşamamıştır. Birçok depremde hasar gören yapıdaki çinilerle bezeli muhteşem minaresinin de günümüze ulaşmasına engel olmuştur. Günümüze ulaşan mimari yapı, büyük oranda 1957 senesinde gerçekleştirilen tadilatla bu halini almıştır. 2001 yılında camideki bazı çinilerin çalınmış olması ise utanç verici bir olay olarak hatırlanmaktadır.
Caminin yan tarafında da büyükçe bir alan bulunmaktadır ve bu alan mezarlığa dönüştürülmüştür. Mezarlıkta 1920 senesinde vefat eden, Osmanlının son şeyhülislamı olan Musa Kazım Efendi’nin de mezarı bulunmaktadır. Mezarlıktaki bir diğer önemli mezarlık ise 17. yüzyılda yaşamış olan Neşati’ye aittir. Kendisi Mevlana Celaleddin-i Rumi Türbesi’nde görev yapmış ve 1674 senesinde vefat etmiştir. Mezarlıkta bunun dışında Osmanlı döneminden kalmış yaklaşık 500 mezar taşı bulunmaktadır.

BEYEZİD KULLİYESİ SAĞLIK MÜZESİ

Tunca Nehri kıyısında bulunan İkinci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Edirne’nin en önemli yapıtlarındandır. Cami; tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, erzak depoları ve öbür bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır. II. Bayezid’in 1484-1488’de yaptırdığı külliyenin mimarı Hayreddin’dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür.
Darüşşifa’da özellikle akıl hastalarının müzik ve su sesiyle iyileştirilmesi ana ilkeydi. Ayrıca külliyenin göz tedavisi için de yine önemli bir merkez olduğu anlatılmaktadır. Külliye bütünüyle kültür tarihi yönünden önemlidir. Bu bölüm günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet vermektedir. Sultan II. Bayezid Külliyesi’ni oluşturan ve o dönemde akıl hastalıklarının müzik ve su sesi ile tedavi edildiği “Şifahane ve Tıp Medresesi” Trakya Üniversitesi tarafından İkinci Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi‘ne dönüştürülmüştür. Müzeye 2004 yılında Avrupa Konseyi tarafından “Avrupa Müze Ödülü” verilmiştir. 

MERİÇ KÖPRÜSÜ

Edirne’nin tarihi yerleri içinde en fazla ziyaret edilen yerlerden biri de Meriç Köprüsü. Daha önce ahşap bir köprünün bulunduğu yerde, taşkınlar nedeniyle köprü zarar görünce 1833 senesinde II. Murat burada daha sağlam bir köprü yapılmasını emretmiştir. 1842 senesinde ise temelleri atılan köprünün yapımına başlanmıştır. Nihayet 1847 senesinde köprünün yapımı tamamlanmıştır. Köprü, aynı zamanda “Mecidiye Köprüsü” olarak anılmaktadır.
Köprü, 263 metre uzunluğa sahiptir. Genişliği ise yaklaşık 7 metre kadardır. Köprünün kemer kısmında ise Selçuklu mimarisinin esintileri görülmektedir. 8 köşeli yıldız ve 12 hayvanlı takvim olmak üzere çeşitli figürleri köprü üzerinde görmek mümkün olmaktadır. Köprü, 13 ayak üzerinde durmakta ve 12 kemerden su geçişleri sağlanmaktadır.

ERGENE KÖPRÜSÜ UZUN KÖPRÜ

1392 metre uzunluğa sahip olan Ergene Köprüsü, günümüze oldukça sağlam bir şekilde ulaşan Edirne’nin en önemli tarihi yerleri arasında bulunmaktadır. Köprü, Ergene Nehri üzerinde bulunduğu için bu isimle anılmaktadır ve 1426-1448 seneleri arasında II. Murat tarafından Mimar Müslihiddin’e yaptırılmıştır.
174 adet göze sahip olan köprünün en geniş noktası 6,90 metre genişliğe sahiptir. Sivri ve yuvarlak olmak üzere iki farklı tipte temele sahiptir. Ayakları üzerinde çeşitli hayvan figürleri göze çarpmaktadır. Köprünün inşasında kesme taş kullanılmıştır. Enerjiyi emen ahşap ızgara tekniğinin kullanılmış olması ise köprünün fiziksel açıdan da ne kadar önemli özelliklere sahip olduğunu gösteren detaylardan biridir. Günümüzde köprü araç trafiğine kapatılmıştır.

ENEZ KALESİ

Antik Çağ’da Akropol denilen yüksek bir tepede olan Enez Kalesi, Balkanlardan gelen barbar akınlarını önlemek amacıyla yapılmıştır. Kalenin yapım tarihi kesin olmamakla birlikte, duvarlarındaki devşirme yapı malzemeleri Bizans öncesi yapıldığına işaret etmektedir. MS VI. yüzyılda Doğu Roma İmparatorlarından Lustinianus‘un kaleyi onarmak için talimat verdiği kaynaklarda geçmektedir.
Kale kuzeybatı güneydoğu yönlerinde uzanmaktadır. Ana girişi kuzeydoğu yönündedir. Kalenin deniz tarafındaki limanı koruyan, kaleden denize doğru iki sur duvarı uzanmaktadır. Duvarların deniz tarafında, köşeli büyük burçlar inşa edilmiş ancak bunlardan yalnızca batıdaki burç günümüze ulaşmıştır. Batıdaki duvar Meriç nehrini de görecek şekilde yönü ayarlanmış, böylece nehir yönünden gelecek saldırılara karşı bir önlem alınmıştır.XII. yüzyılda onarılan kalenin yapı malzemesini kesme taş, tuğla ve antik mimari parçalar meydana  getirmiştir. Kalenin içerisinde Enez’in simgesi olan Enez Ayasofyası, mozaik döşemeli küçük bir kilise ve bir de şapel olarak kullanılmış bir mağara vardır. Mağara duvarlarında bulunan Yunan Mitolojisi’ndeki Pan ve dans eden su perilerini tasvir eden bir kabartma Edirne Müzesi’ne götürülmüştür.
Kalenin anıtsal giriş kapısı yanındaki duvarda da beyaz mermerden bir Trak süvarisinin tasviri vardır. Ayrıca kale içerisindeki sivri Osmanlı kemeri de yapının Türkler tarafından kullanıldığına işaret etmektedir.

MAKEDONYA SAAT KULESİ

Edirne Kalesi Makedonya Saat Kulesi Roma Kralı Hadrianus tarafından kurulan Hadrianopolis‘i çevreleyen surların dört köşesindeki kulelerdendir . Edirne Valilerinden Hacı İzzet Paşa’nın kule üstüne yaptırdığı ahşap katlar ve koydurduğu saatler sonrasında burası (1866-1867) Saat Kulesi olarak anılmıştır. Buradaki saat uzun süre Millet Saati olarak da adlandırılmıştır. Kenti çevreleyen surların kulelerinden günümüze gelen tek yapı olan Makedonya Kulesi ve çevresi, yapılan kazı sonrası ‘Kentsel Arkeoloji Parkı’ olarak hizmete açılmıştır.

HIDIRLIK TABYASI

Edirne’de ilk istihkâm (savunma amacıyla arazi üzerinde yapılan her türlü yapı) inşaatlarına, 1829 yılındaki Rus işgali karşısında Divan-ı Hümayun tercümanı Hoca İshak Efendi’nin nezareti altında başlanmıştır. İnşa edilen bu yapılardan en önemlilerinden birisi I. Balkan Savaşı’nda da kullanılan Hıdırlık Tabyası’dır. Hıdırlık Tabyası, yaklaşık 1800 metreyi bulan çevresi ile Edirne’deki en büyük tabyadır. Tabya: Nizamiye Ana Giriş Binası, Koğuş Binası, Topçu Odaları, Topçu Bataryaları (Top Mevzisi), Hendek ve Avlu’dan oluşmaktadır.

Comments

comments


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0
Ahmet Aydoğan

0 Yorumlar

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir